Bir Tuhaf Sabah

gul2

Sabah saat 7:30. Uyandı genç kadın. O sabah, içi her zamankinden daha sessizdi. Zihni susmuştu sanki. O sabaha kadar hiç susmayan bir zihin ile yaşamıştı halbuki. Yataktan doğrulup terliklerini giyerken sakin bir rüzgâr ulaştı tenine. Pencereleri kapalı evin hüzünlü odalarında bu sabah bir rüzgâr dolaşıyordu. Banyoya girdi elini yüzünü yıkadı ve aynaya baktı. Sol gözünden bir damla yaş döküldü. Belki de hayatının en mutlu gözyaşıydı. Sevinçle kaydı yanağından. Bedenine çarpan rüzgâr mıydı ona bu sebepsiz mutluluğu armağan eden?

Mutfağa gidip kahve yaptı kendine. Kahvesini aldığı gibi salona gitti ve pencereden evinin önündeki ıhlamur ağacını seyre daldı. Genç kadın kahve içmeyi hep sevmişti lakin bu sabah neden her zamankinden daha lezzetliydi? Kahvesi henüz bitmemişti ki kapı çaldı. Saatine baktı: 8:15
Hayret, geçen 45 dakika hiç o bildiği alıştığı 45 dakika değildi. Geçip giden dakikalar değil de sanki sadece tek bir ‘an’dı. Genç kadının; yatak, pencere arası zamansız sessizliği. O an ki; klasik bir eserde notaların yerini değiştirebilirdi. Bunca zaman sıradan bir 45 dakikanın çok güçlü bir sanat eseri olabileceğini, anların akımlara dönüşebileceğini bilmiyordu. Suskun zihni birden çalışmaya başladı ama bu kez bambaşka. Zihni bir müzik çalmaya başladı: Mozart!
Mozart’ın Lacrimosa’sı eşliğinde kapıya doğru yürümeye başladı. Her adımında kemanların sesi daha da yükseliyordu. Genç kadın şarkıdaki “Amen” bitişi ile kapıyı açtı. Kimse yoktu. Biri kapıya bir gazete bırakıp gitmişti. Eğilip gazeteyi aldı ve hâlâ kafasının içinde çınlamakta olan amen sesi ile salona döndü. Eski bir gazeteydi bu. Gazetenin ismine ve tarihine baktı: “Cuhmuriyet Gazetesi 9 Aralık 1986″

image1-1intrnt

Sevinçten ve şaşkınlıktan titreyen elleriyle sayfaları çevirmeye başladı. Ne güzel bir gazeteydi Cumhuriyet ve ne güzel bir tarihti 9 Aralık 1986. Öyle ki genç kadın ilk nefesini o tarihte almıştı, ilk gözyaşını o gün dökmüştü. Zihni ilk kez 9 Aralık 1986 Salı günü dünyanın seslerini kaydetmeye başlamıştı.
Doğum günü olduğunu unutmamıştı. Geceden tebrikleri almaya başlamıştı bile. Fakat uyandığında zamansız bir suskun zihinle karşılamıştı dünyayı. Eline gazeteyi alana dek bu böyle devam etmişti.
Değişen zihninin, fonda çaldığı klasik müzik eşliğinde heyecanla gazeteyi okuyordu şimdi. Genç kadın acaba nasıl bir güne ağlamıştı?
Nihayet içinde hep var olan bir bilgi açığa çıktı. Ağlamak; tek başına yaşadığı gezegeninden ayrılmanın hüznü, yeni gezegenine duyduğu acemiliğiydi. Ulaşmalıydı… Diğer insanlara dokunmalıydı ve böylece tamamlanmalıydı. Kendi hikâyelerini başka hikâyelere bağlamalıydı.
Bunları hızla düşünürken gözü gazetede “Tarihte Bugün” başlıklı bir yere takıldı. “Tarihte bugün ünlü film yönetmeni Atıf Yılmaz doğdu.”

Genç kadın gazeteyi katlayıp kitaplığa koydu, üstünü giyinip işe gitmek üzere evden çıktı. Servise binene kadar gökyüzünü seyretti. Servis biraz gecikti. Böylece gökyüzünü daha fazla seyretme şansına erişti. Bütün 9 Aralık çocuklarına seslenmek için hıçkıra hıçkıra ağladı.
Ihlamur ağacına kuşlar konmuştu ki; servis, ağacın önünde durdu, kuşlar tekrar uçtu. Genç kadın gözyaşlarını neşe içinde silerek araca bindi.

~8. 12. 2016 Perşembe, 05:00~

*Gül Şener’e Doğum Günü Hediyesi*