Çiçeği burnunda yönetmen Oğuz Çiçek

sylşi-20120926-161826_4

İlk uzun metrajlı filmi Diğer Yol’u yakın tarihte tamamlayan genç sinema yönetmeni Oğuz Çiçek, Türkiye’de bağımsız sinemanın yeni umudu. Dünyameselelerine olan duyarlılığı, muhalif  duruşu ve mütevazı tavrıyla kendini belli eden Oğuz Çiçek bu özellikleriyle bağımsız sinemaya çok yakışıyor. Tüm samimiyetiyle sorularımızı yanıtlayan Oğuz Çiçek’e teşekkürler.

-Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih – Coğrafya Fakültesi Tiyatro mezunusunuz. Sinema yönetmeni olmaya nasıl karar verdiniz?

Sinema, bugün herkesin ilgi duyduğu bir alan… Ben de sinemaya hep ilgi duymuşumdur. Üniversitede tiyatro bölümünde okurken; tiyatro oyunları yazar, tiyatro yönetmenliği yapardım. Bunların hepsi geleceğe yönelik atılmış bilinçli adımlardı.

Hem tiyatro oyunları yönetebilmek hem de sinema filmleri çekebilmek istiyordum; tıpkı yönetmen Antonioni gibi. O, hem sinema hem tiyatroyu aynı anda yapabilmiş ender yönetmenlerdendir.

Benim sinema serüvenim yazmayla başladı, daha sonra kendi yazdığım “Barbut” adında bir kısa filmi çektim. Ardından piyasada çeşitli işlerde çalıştım. Sonra yine senaryosunu kendi yazdığım Diğer Yol’u ilk uzun metrajlı filmim olarak çektim. Diğer Yol filmi, üzerinde dört sene uğraştığımız bir proje oldu ve dolayısıyla benim için bir okuldu diyebilirim. Sinemanın günümüzde herkese ulaşmak gibi bir gücü var.

Eskiden, Shakespeare döneminde, bir tiyatro oyunu geniş kitlelere ulaşabiliyordu ve çok güncel bir şeydi; bir hikâye doğrudan dönemin krallarına laf sokabiliyordu ama çaktırmadan; bilmem kaçıncı yüzyılda geçiyormuş gibi oyunlar yazıp, politik eleştiriler yapan Shakespeare’in o kadar güncel olmasının tek yolu bir sürü kişinin o oyunları izlemesiydi, popüler olmasıydı ama popülerlik derken bir sürü insanın izleyebilmesini kastediyorum.

Günümüzde de sinemanın, herkesin izleyebildiği bir şey olduğu için popüler olduğunu düşünüyorum. En kötü ihtimalle korsan DVD ile izlenebilen bir şey. Sinemanın kendine has büyüsü var. İnsan, kendisinden on kat büyük birini gördüğünde ondan etkileniyor perdede, bu güzel bir şey. Geçen arkadaşla konuşuyorduk bunu; “İnsanlar sinemada film izlerken karşısında bir dev gördüğü için mi etkileniyor acaba?” diye. Gerçekten de öyle olduğunu düşünüyorum ben.

-Yönetmenlerin genelde ilk filmleriyle olan ilişkisi sorunludur. Sizin ilk filminizle olan bağınız nasıl?
Benim de sorunlu. Ferhan Şensoy’un bir lafı varmış, “Genç Yönetmenler direk ikinci filmden başlasınlar,” diye. Çok yerinde bir laf olduğunu düşünüyorum.

-Hangi türü kendinize daha yakın hissediyorsunuz?                                 
Polisiye ama polisi olmayan polisiye… Suç yani.

frı_21

-Filmi vizyonda görebilecek miyiz?
Aslında bir festivale yolladık ama ilk yolladığımız festival, ne olacağını bilmiyorum. Sonra başka festivallere yollayıp ortak yapımcı bulursak tabii ki vizyona sokmayı istiyoruz. Çünkü bir film vizyona girmeli, insanlar onu izlemeli, bunun için yapılmıştır ama ne zaman, nasıl olur bilmiyorum. Hazırlık ve çekim aşaması çok uzun süren bu film, benim için müthiş bir dört yıllık okul oldu.

-Diğer Yol’u kısaca nasıl tanımlarsınız?
Israrla öldürmemek üzerine bir polisiye…

-Filmlerinizi mesaj verme kaygısıyla mı çekiyorsunuz?
Mesaj kaygısı demeyelim buna; illa insanlar bir şey anlasın diye değil. Öyle belli bir cümlesi yok ama herkesin çıkarabileceği bir takım şeyler var. Bir hikâye anlatmak budur zaten, bir kısası vardır hikâyenin, bunun da bir kısası var ama daha çok bir insanlık durumunu açığa serme durumu var, bir görev değil, belki kendisini ifade etme biçimi bu.

-Filminizi nasıl finanse ettiniz?
Yapımcı iki arkadaşım var, Koray ve Hacı Murat. Afişçilik, reklam işi yapıyorlar. Ellerinden geldiğince destekte bulundular. Tabii ki büyük bütçelerden bahsetmiyoruz, aynı zamanda onlar benim arkadaşlarım, zaten sette de birlikteydik, desteklemek için böyle bir şey yaptıklarını söyleyebilirim. Trabzon’daki çekimlerde Maçka Belediyesi yemek sponsoru oldu ve bir tane de otobüs ayarladılar bize.

Başka biri başka bir şey ayarladı sponsorlar olarak ama çok büyük destekler olduğunu söyleyemem. Sonuçta oyuncular gönüllü oynadılar, hiçbir ekipmana para ödenmedi çünkü kendi ürettiğimiz şeylerdi.

-Peki, bu çerçeveden baktığınızda, Türkiye’de bağımsız sinema yapmanın zorlukları neler?Türkiye’de bağımsız sinema geleneği yok. Çünkü Türkiye’de bir sinema sektörü varmış, seksenler öncesinde Yeşilçam diye tabir edilen, seksenler sonrasında erotik filmlerle bitmiş. Biraz darbeyle, sansürle aslında doğrudan 12 Eylül ile bitmiş bir sinemamız var. Telif hakları genel müdürlüğünün bir açıklaması olmuş, aile filmi çekilmesini istiyoruz gibi yönlendirmeye dönük bir takım laflar edilmiş. Bu da sinemanın bağımsız yönünü ortadan kaldıracak bir şey diye düşünüyorum. Bağımsız Sinema Türkiye’deki politik durumla da çok ilgili… Toplumsal muhalefetin yükselmesi bağımsız sinemanın varlığını ortaya çıkarabilir. Mesela Godard’ın zamanına bakın, Godard sinemasının Fransa’da 1968 hareketiyle nasıl aynı zamanda geliştiğine dikkat ederseniz ya da 1970’lerde Türkiye’de neden sinema iyiydi bugüne göre, çünkü 1970’lerde çok kuvvetli bir muhalefet hareketi vardı. Bağımsız bir sinema, bağımsız bir sosyal muhalefetle ilintili bir şeydir. Bu düşünceler ne kadar gelişirse sinema o zaman sektör olmaktan çıkar ama sinemanın sektör olma yönü de hiçbir zaman kaybolmayacaktır.

Ben bağımsız sinema meselesinin daha da gelişeceğini düşünüyorum Türkiye’de. Elektronik araçların gelişmesi, kurgunun çok rahatça bilgisayarlarda yapılabilmesi herkesin film çekebiliyor olması önemli bir şey. En büyük sıkıntı ne derseniz; Türk sinemasında hikâye sorunu var derim.


abc_4

-Bağımsız sinema yönetmeni olarak yaptığınız işe gelecek eleştirilere ne kadar açıksınız?
Eleştiriye gayet açığım. Evet, çok açığım. Ben zaten filmimi çok eleştiriyorum; çok uğraştığım ve içinde olduğum için bir sürü sorunu var biliyorum.

-Sizce ülkemizdeki sinema eleştirmenliğinin sektördeki işlevi nedir?
Sinema eleştirmenleri olmasa Türkiye’de sinema almayacak gibi bir durum oluştu. Çünkü çok etkinler. Aslında biraz da haklılar çünkü herkesi içine katmasak da büyük oranda bilinçsiz sinema yapılıyor. Türkiye’de oturmuş bir eleştiri kurumu var. İşlevini yerine getiriyor. Dizi eleştirmenliği de var artık ve bence bu çok güzel bir şey. Yapımcılar dinlemese de, önemli bir şey.

-Diğer Yol’dan sonra sinemayla ilgili planlarınız arasında neler var?
Günümüzde geçen bir film çekeceğim. Yine polissiz polisiye olacak. Türkiye’nin geçmişiyle hesaplaşması söz konusu… İnsanlar polisiye denince polisli bir şey anlıyor, bizim filmimiz daha çok suçla ilgili bir film.

-Sinemanın yanında şu an hocalık da yapıyorsunuz. Sinemaya gönül vermiş insanlarla bir arada olmak, onlarla mesleki deneyimlerinizi paylaşmak nasıl bir süreç sizin için?
Bir sürü kişiyle çalışmak, onların oyunculuklarını görmek, onlara bir şeyler katmak beni mutlu ediyor. Buna çok değer veriyorum. Gelecekte birlikte çalışacağım insanları yetiştirmek gibi de bir düşüncem var. Yaptığım işin pragmatist bir tarafı var.

-Sizce Türkiye’deki yönetmenler, bu mesleğin gerekliliklerini ne kadar yerine getiriyorlar?
100 kişilik ekiplerle film çekme olayını sevmiyorum. Çünkü hiç kimseyi tanımıyorsun. Piyasa şartlarında böyle olmayacak mı, olacaktır elbet. Spielberg de muhtemelen böyle çalışıyordur ama Spielberg ile Türkiye’de yarışabilecek bir yönetmen olduğunu sanmıyorum. Ben sekiz, on kişiyle çalışmayı yeğliyorum. Bağımsız bir film yapacaksanız en fazla sekiz kişisinizdir. Hepsi de tanıdığınız, güvendiğiniz insanlar olur.

sınıf-20120926-161827_2

-Türkiye’deki meslektaşlarınızı düşündüğünüzde, beğendiğiniz yönetmenleri bize söyleyebilir misiniz?
Çok geniş bir yelpaze yok açıkçası. Türkiye’de çok beğeniyorum diyebileceğim yönetmen sayısı az. Sonbahar filminin yönetmeni Özcan Alper’i severim; Hakan Karabey, İnan Temelkuran, Zeki Demirkubuz da sevdiğim yönetmenlerdendir. Zeki Demirkubuz’u sevme sebebim de, onun sinema oyuncularını yönlendirmede çok başarılı oluşudur. Demirkubuz’un sinemasındaki oyuncuları çok gerçek buluyorum. Bu da Zeki Demirkubuz’un başarısıdır.

-Sinema anlayışınızın yakın olduğunu düşündüğünüz bir sinema akımı var mı?
Alfred Hitchcock, Godard, Yol filminden dolayı Yılmaz Güney, Sergio Leone, Federico Fellini, Theo Angelopoulos, tarzlarını sevdiğim yönetmenler. Hitchcock ve Fellini tarzları farklı iki yönetmen ikisini birden sevmem tuhaf kaçabilir ama hepsinde başka bir şey var beni etkileyen. Mesela Hitchcock filmlerinin aynısını yapmak istemem ama özellikle onun sinemasından çok etkilendiğimi söylemek isterim.

-Tiyatro Bölümü mezunu bir sinemacı olarak, tiyatro ve sinema oyunculuğu ayrımı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bu aslında başlı başına bir mesele… Oyunculuğun kökeninde tiyatro var. Fakat sinema oyunculuğu tiyatro oyunculuğuna göre daha gerçeğe yakın, daha doğaldır. Türkiye’de tiyatro ve sinema oyunculuğu çok kendini bulamamış, tam oturmamış. Mesela Brecht tiyatrosunu, oyunculuğunu kimsenin tam manasıyla algılayabildiğini, yapabildiğini düşünmüyorum. Ama bizde çok iyi oyuncular var. Türk sinemasında iyi oyunculuklara örnek vermem gerekirse Taner Birsel ve Derya Alabora diyebilirim.

-Filmleştirilmiş tiyatro hakkında fikirlerinizi paylaşır mısınız?

“Who’s Afraid of Virginia Woolf?” diye bir film vardır Edward Albee’nin yazdığı, tiyatro oyunundan uyarlanmıştır. Elizabeth Taylor oynar o filmde. Ben o filmin çok iyi bir film olduğunu düşünüyorum. American Buffalo diye bir film vardır David Mamet’in aynı adlı tiyatro oyunundan uyarlanmıştır. Arthur Miller’ın Satıcının Ölümü oyunu da sinemaya uyarlanmıştır ve bunlar iyi uyarlamalardır, severek de izledim. Ben tiyatro oyunlarını, metinlerini sevdiğim için bana güzel geliyor olabilirler. Günümüz seyircisine ne kadar hitap ediyor onu bilemem.

-Bir tiyatro metnini sinemaya uyarlarken eser sanatsal değerinden bir şey kaybeder mi ya da sanatsal değerinden taviz vermek gerekiyor mu?
Çok tartışmalı şeyler bunlar. Çok kötü bir tiyatro metninden iyi bir senaryo da çıkabilir. Her şey olabilir.

-Siz düşünür müsünüz böyle bir film çekmeyi?
Hayır düşünmüyorum. Ben film için senaryo yazmak taraftarıyım. İlk kısa filmim bir oyun olarak düşündüğüm ama sonradan senaryolaştırıp çektiğim bir hikâye. Tiyatro oyunu yazarken başka türlü düşünüyorsunuz ama sinema için yazarken başka türlü düşünüyorsunuz. Ancak hikâye yazıyorsanız değişmiyor. Onu sinema da yapabilirsiniz, tiyatro da.

426513_370049103023141_1846195581_n_1

-Son dönemde elde edilen başarıları göz önüne alırsanız, Türk sinemasının dünya sinemasındaki yerini nasıl değerlendirirsiniz?
İyi yerlere gelecektir. Çok yeni bir sinemamız var aslında. Eskiden bir sinema geleneğimiz varmış fakat bugün devam eden sinema geleneği bağımsız, yeni başlamış bir gelenek diyebiliriz. Bu yüzden de sinemamızın genç olduğunu söyleyebiliriz ve iyi filmler çıkacağına inanıyorum. Örneğin Bir Zamanlar Anadolu’da sıkı bir bürokrasi eleştirisi ve çok iyi fotoğrafları olan bir film. Daha önce de söyledim Türkiye sinemasının en büyük eksiği hikâye. Bizim iyi hikâyelere ihtiyacımız var.

-Türk sinemasının bir sektör haline gelebildiğini düşünüyor musunuz?
Tabii, kesinlikle sektör…

-İyi bir sinema oyuncusu olmak için neler gerekir?

Benim naçizane fikrim, iyi bir sinema oyuncusu olmanın bir formülü yok. İyi bir oyuncu, okuyucu olmalı. Dünya meselelerine karşı duyarlı olmalı. Kendini insanlık mirasının bir parçası olarak görüp, basit bir insan olduğunun farkındalığıyla; bütün o insanlık mirasının acısını içinde taşıyıp, zaman zaman bunu oyunculuğuyla ortaya çıkarabilecek duyarlılığının olması gerekiyor.

-Sizi en çok etkileyen film hangisi?
Bir sürü film var beğenerek izlediğim. Bir tane isim veremem. En çok etkilendiğim Vivre sa vie filmidir. Bir Zamanlar Amerika, İp, Trendeki Yabancı, Ruhların Jülyeti, Salcı, Pulp Fiction, Sonsuzluk ve Bir Gün, Zamanın Tozu sevdiğim filmlerdir. Yol filminin ise bendeki yeri ayrıdır. Çünkü o filmle alakalı yazdığım bir yazı sayesinde tiyatro bölümüne girmeye hak kazanmıştım.

-En son hangi Türk filmini izlediniz?
Bir Zamanlar Anadolu’da filmini izledim.

-Sevdiğiniz filmleri düşündüğünüzde, hangi filmin yönetmeni olmayı dilerdiniz?
Valla kendi filmimin yönetmeni olmak isterdim. Ama The Godfather 2 filmini de herkes çekmiş olmayı dilerdi herhalde diye düşünüyorum.

-Genç nesil oyunculardan en beğendiğiniz kadın ve erkek oyuncular kim?
Sezin Akbaşoğulları, Muhammet Uzuner.

Söyleşimiz Milliyet.com.tr’de: http://sanat.milliyet.com.tr/cicegi-burnunda-yonetmen-oguz-cicek/sinema/haberdetay/26.09.2012/1602701/default.htm