Dünyayı yanarken izleyen adam: “Joker”

why_so_seriousjpg_2

Süper kahraman filmlerini severiz. Adaletin sağlanamadığı karanlık sokakların kurtarıcısıdır süper kahramanlar. Filmden çıktığımızda kendimizi bir müddet o süper kahraman gibi hissetmeye başlarız. Ona özenir, onun gibi olmak isteriz. Peki ya bunun tam tersi olursa? Filmden çıktığımızda süper kahraman değil de kötü adam olmak istersek? Batman The Dark Knight filminde tam da böyle olur. Filmden çıktığımızda düşündüğümüz, beğendiğimiz, olmak istediğimiz kişi Batman değildir. Hiç şüphesiz ki Batman diğer kahramanlardan farklıdır. Superman gibi halktan biri değildir, o aristokrattır, şatoda yaşar. Bu alışık olmadığımız bir kahramanlık hikâyesi yaratır. Bu farklı süper kahraman filminde bir de farklı bir kötü vardır. Adı Joker. Farkın içindeki o farka kapılırız.

Çekiciliğin tanımını yapalım mı biraz? Bizi ona çeken şey ne? Kötü olan çekici olmasın sakın?

Ah, tabii ki hem de fazlasıyla… Kötü, karmaşık, gizemli ve farklı olanın cazibesi… “Joker!”

Bir süper kahraman filminde, kötü adam Joker, Batman’den daha çok akıllara kazındı.

Diğer Batman filmlerinde kötü kahramanlarımız Batman’i öldürmeyi bir şekilde amaç edinmiştir. Gotham şehrini ele geçirmek, çok para kazanmak, Batman’i öldürmek… Fakat Joker bu amaçların hiçbirisine sahip değildir. Joker’in karmaşası burada başlar. “Suçlular karmaşık değildir, sadece ne istediklerini bulmak gerek.” diyen Batman bu kez durumu çözememektedir. Filmin bir sahnesinde Alfred, Batman’a şöyle der: “Kendi kuralların var, Joker’in ise hiç kuralı yok. Bazı insanlar sadece dünyanın yandığını seyretmek ister.” İşte bu replik tam olarak Joker’i karşılamaktadır.

İlk film olan Batman’deki Joker de delidir ve kötüdür ama Batman The Dark Knight filmindeki Joker daha çok akılda kalır ve etki uyandırır. Çünkü Tim Burton yönetimindeki, Jack Nicholson’un canlandırdığı Joker, bir masalın kötü kahramanı gibidir. Tim Burton tarzı bir masal kahramanı… Bilime, kimyaya, sanata yetenekli ve çok da zeki bir Joker izleriz. Hiç şüphesiz ki Jack Nicholson da kendisine sunulan rolü başarıyla canlandırmıştır. Bizler de eğlenerek izlemişizdir. Filmin sonunda Joker öldüğünde “Adalet yerini buldu” diye geçiririz içimizden. Ama Christopher Nolan yönetimindeki Joker, bizi eğlenmekten birkaç adım ötesine götürür. Bizi vurur! Filmin sonunda ise bırakın ölmesini istemeyi, onun hayranı oluruz. O, diğer bütün kötü adamlardan ve ilk filmdeki Joker’den her anlamda çok daha farklıdır.  Farklı olanlar diğerlerinin arasından sıyrılır ve bizi şaşırtır. Bizi şaşırtan şeyler ise kışkırtır.

Heath Ledger’ın canlandırdığı Joker, iyi adamların bile; talihsizlikler ve büyük acılar yaşadıkları zaman canavara dönüşebileceklerini, insanların köşeye sıkıştıkları anda ideallerini satabileceklerini yüzümüze çarpan çıplak bir gerçektir. O, sevdikleri tarafından yara almış, bunun neticesinde onlara yabancılaşıp onlardan uzaklaşmıştır. Bu dünyada yaşamanın tek mantıklı yolunun kuralsızlık olduğu kararına varmıştır. Sınırları yoktur onun. Acı çekmekten korkmaz. Batman’le karşı karşıya kaldığı bir sahnede, Batman üzerine motorla son hız gelirken, onun üzerine yürür. Yürürken şu replikleri savurur büyük bir arzuyla: “Haydi, haydi bunu yapmanı istiyorum. Yap haydi, haydi vur bana! Haydi vur bana!” Bu sahnede bir kat daha etkileniriz ondan. Çünkü korkak olan kötüler cazip değildirler.

Filmi izlerken içimizde Joker’e karşı oluşan bu ilgi neden? Çünkü bastırdığımız duygularımızın, iç dünyamızdaki kirli labirentlerin kahramanıdır o. Kötü olduğunu bildiğimizden korkup uzak durduklarımız, bu yüzden hiçbir zaman dokunamadıklarımız, elde edemediklerimizdir.

Heath Ledger çok şanslı bir oyuncu, böyle bir role sahip olduğu için… Birçok oyuncu; arzularını, tutkularını sergileyebileceği, duygularını uçlarda yaşayan, onu uçuracak bir karakterin gelip onu bulmasını ister. O rolü bulduğunda da öyle bir oynar ki, izlerken, onu kimin oynadığını tamamen unutursunuz. Sizi oyunculuğuyla hapseder, aklınızı başınızdan alır. Joker’i Joker yapan hiç şüphesiz ki Heath Ledger’dır. Böyle bir rolden sonra da artık hiçbir rol onu kolay kolay tatmin edemeyecektir. Şu kadere bakın ki bu filmden sonra, oynamaya başladığı başka bir filmin çekimleri devam ederken, rolünü tamamlayamadan ölmüştür.

Ama ne fark eder ki Heath Ledger, sen zaten başardın. Paranın kölesi olmuş dünyaya hapsolmuş; çıkarcı, yalancı, riyakâr insanlar birbirini yakarken; sen uzaktan onlara bakıp, son repliğini evrenin boşluğuna sonsuz yankılanmak üzere savurdun:

“Why So Serious?”