Filler Cenneti

fillerceneti

Yıllar önce bir gün oradaki zamana göre “belki de demin” seni ziyarete geldim. Bir yelkenliye binip masmavi sularda sana doğru açıldım. Adresi, nereye doğru gitmem gerektiğini bilmeden… Yola, ilerlemenin doğruluğuna güvenerek…

Ilık rüzgâra kokun karıştığında anladım ki bu gidiş sana varacaktı. Derken kısa bir süre sonra ada göründü. Adaya adım atar atmaz gördüğüm beyaz badanalı tek katlı taş ev belli ki senindi. Tıpkı yarımadadaki köyünde olduğu gibi. Basma elbisen, iğne oyasıyla işlediğin eşarbın ile yine karşımdaydın işte. Her seferinde beni karşıladığın o kocaman güler yüzün ile bana bakıyordun. Seni ne kadar özlediğimi, seni çok sevdiğimi söylerken yüzünde beliren huzur tüm duyularımı kapladığında sen sadece tek bir cümle ettin: “Bir gün herkes kaldığı yerden başlayacak Özlem.” İşte o an; artık seni bırakmam gerektiğini, ait olduğun yerde mutlu olduğunu anladım. Hiç konuşmadan ayağa kalkıp evin arka kapısından çıktın. Ben de arkandan…

Anneanne sen! Kocaman göğe uzanan ağaçları, sayamadığım kadar çok filleri ile bir cennettesin: “Filler Cenneti”

Elephant family at sunset

Filler ile yürürken o minicik bedenin nasıl da heybetli duruyordu oysa. Ben bir köşeden seni filler cennetinde seyrederken, sen bana baktın ve son kez… Son kez tebessüm ettik birbirimize. Sana bir daha gelmemek üzere, seni fillerinle baş başa bırakarak cennetinden ayrıldım. Sana her gelişimde bana yaptığın puf böreklerini şimdi annem yapıyor. Ne zaman yarımadamıza gelsem beni puf böreklerin karşılıyor fakat kimsenin zeytini seninkiler gibi değil ve hiçbir yemek sen kokmuyor.

Böylece seninle anladım yokluğun önemini. Var olurken insan yokluğuna anlamlar yükleyerek kendi cennetine gidiyormuş meğer.

Bana cennetini açtığın için teşekkür ederim anneanne. Merhamet dolu yüreğin, kabiliyetli ellerinle o kadar çok yakışıyorsun ki filler cennetine. İnsanın adanda fil olmadığına üzülesi geliyor.

Hoş kal benim emektar, yüce gönüllü anneannem. Seninle beraber kaldığımız yerden tekrar başlayacağız elbet.