Her şey seninle daha zor anne…

32399_543245669038748_850269565_n

Anne haydi konuşalım seninle biraz…

Senin beni terk ettiğin yaştaydım, seni buldum.  Sapsarı upuzun saçların, incecik bileklerinle sen, nasıl da güzeldin.  Vay canına bu kadın benden daha güzel…

Ne kadar uzun zaman oldu konuşmayalı. Sen şimdi diyorsun ki “Kızım beni terk etti.”  Duyuyorum anne boşuna inkâr etme. Ben on beş yaşından bu yana çok fazla duyuyorum. Algılarım alabildiğine açık. Çok boyutlu görüyorum ve canım çok yanıyor anne.

Hep o anı bekledim, sen bilmezsin. Beni sev, çok sev istedim; beni en sevdiğin anda da seni terk etmek…  Kötü haber, bu acı kalıcıdır.

Sen beni istemedin, inan ben de bu dünyaya gelmek hiç istemedim. Her gün kanıyorum ben anne. Nasıl biliyor musun?  Kalbimden rahmime kadar; ip gibi, sıcacık akıyor. Ayaklarımın altında kocaman bir boşluk. Nereye adım atsam, dokunamıyorum yeryüzüne. Bana bunu neden yaptın?

Kendimi hiçbir yerde bulamıyorum. Oynadığım oyunları bir görsen; ne sevimli oyunbaz bir çocuktum ve ne entrikalı bir kadın oldum ben.

Sen en çok o adamı sevdin. Sus lütfen, yalan sıcaktır kulaklarım ısınır hemen. Ben seninle konuşuyordum, sen ona duyduğun aşkla bana bakıyordun. Ben seni tanımak istiyordum, sen bana onu anlatıyordun. Ben kimim anne?

Erkeklere olan nefretim senin gözlerinle başladı… Ona olan hayranlığını alıp yakmak istedim her seferinde, sen beni görmüyordun. Ellerimi, ayaklarımı çok severdin. Aynı onun kopyası derdin. Uzunca bir süre ellerimi ve ayaklarımı hiç sevmedim. Elimde olsa tüm gerçekliği silerdim. Kan bağlarını alıp bağlandıkları yerden keserdim.

O rüyama her girdiğinde, onu uçurumdan aşağı atıyorum. Çok mu gaddarım? Yapma anne, iki yetişkin kadın gibi konuşuyoruz, sakin ol biraz. Hep sen konuştun; sus, şimdi sıra bende. Hissettiklerimi anlatmalıyım. Bak ne diyeceğim; ne zaman bir erkek gelse, kendisine hayran olmamı isteyen, onu uçurumdan aşağı atmak istiyorum. Gözlerin geliveriyor aklıma hemen.

Huzur nasıl bir kavramdır? Bilmem ki hiç tatmadım. O kadar arzuluyorum ki onu. Eminim pamuk gibi yumuşacıktır. Ben bebekken pamuklara sarmışlar beni. Sen bilmezsin, bana anlatıyorlar.

Uyurken sallanıyorum, titreye titreye uyanıyorum, sürekli dünyaya sövüyorum. Sen bilmezsin, benimle uyuyanlar anlatıyor. O yüzden kimseyle uyumak istemiyorum. Senin bana bıraktığın en derin hatırayla baş başa kalmak istiyorum.

Her şey o kadar zordu ki anne, sen bilmezsin. Sürekli bir boşluk; ne olduğunu bilmediğim, içini hiç dolduramadığım. Sonra dünyalılar… Sevimsiz yaratıklar. Benim onların arasında ne işim var? Anlaşamıyorum, uyuşamıyorum, kaynaşamıyorum… Deli diyorlar bana…

Koşmak istiyorum anne, başka bir gezegene. Burası bana ait değil, her şey uyumsuz ve umutsuz. Anladığım kadarıyla dünya bu koca evrende pek bi yalnız kalmış. Biz de bu boktan dünyaya hapsolduk.

Evet, seni terk ettim. İntikam değil de, buna kalıcı hasar diyelim. Evrenin yalnız kalmış bu boktan dünyasında yaşamak zaten zorken, her şey seninle daha zor anne.