Hoşça kal

piano

Biraz bekle lütfen ve yüzünü bana dön.  Sana beni anlatmadan gidemem. Yazı bittiğinde hep yaptığın gibi yine gidersin sessizce. Yazmadan anlatamadığım, bende göremediğin bazı özel hislere sahibim sana dokunmama neden olan. Ne yaptığının farkında bile olmadan beni kendine aşık edişini benden dinlemelisin.

Dağınık yazacağım biraz. Ne birazı, büsbütün dağıtacağım. Yazamam derli toplu, diğer şatafatlı yazılar gibi olmayacak bu. Çünkü içim darmadağın. Okuyor musun şu an? Keşke bilsen sana duyduğum o her neysenin satırlarımdaki ilhamını.

Anlatıyorum, dinle şimdi:

Sesinin tutkusu bedenimde çınlarken seni öpmemek mümkün değildi. Haylazlığımdan değil, sen olduğun içindi.

Bulanık hayatın içine bir delik açtım. Parlak ve net hayal dünyamı onun içine koydum. Sen onun içinde yaşıyordun. Bilemezdim, bir gün içimde yaşattığım senin, o delikten çıkıp geleceğini.

Düşlerimde gerçekleştirdiğim her şeyi sen tam karşımda çalıyordun ellerinle. Bana verdiğin şarkıları söylemeye çalışırken tecrübesiz sesimle, heyecandan duramıyordum yerimde. Nasıl tutabilirdim, o delikte yaşayan hayallerimi ellerime veren yetenekli elleri? Sadece benim olsaydın ve o piyanoyu hep benim için çalsaydın.

Bir şeyi atlamıştım, benim gibi beceriksiz bir yeteneği ne yapacaktın?

Unuttum senin erkek olduğunu, düşlerime sarılır gibi sarıldım sana. Sana sarıldığım gün seni kaybettim.

Sesini duymak ve ellerini yeniden görebilmek için senden habersiz seni uzaktan seyrettim. Buruk bir mutluluktu bende senin sahnen.  Belki inanmazsın, bazı oyunlarını gördüm rüyamda. Seni, rüyamdaki kostümünle sahnede gördüğümde doldu gözlerim. Beni öylece bırakan bu adamı nasıl güzel, nasıl masum sevmişim ve nasıl da çaresizdi senden uzakta sevgim.

Seni yeniden arama cesaretini rüyalarımdan aldım. Periler fısıldadı kulağıma.

Sana tekrar sarıldığımda, ikinci kez kaybettim. Periler bana yalan söyledi.

Evimin koridoruna bir tablo yaptım alçıdan. Tablo seni anlatıyor ve tabii beni de. Geldiğinde tabloyu anlatacaktım sana, utangaçlığına rağmen coşkusunu saklayamayan sesimle. Sonra ayaklarının üzerine basıp kulağına fısıldayacağım tek bir cümlem vardı. Olamadı…

Sana dokunduğum ilk günden bugüne kimseye dokunamayan ellerimle yaptığım tabloda ve yazdığım yazılarda kalacaksın. Benim masum sanat eserim, hoşça kal.