Seyfettin Karadayı: “Artık veda etmek üzereyim… Bir filmde oynamak çok isterim, son kez.”

IMG_1083

“Datça’da 89 yaşında bir çınarla karşılaştım. Yeşilçam’ın oyuncusu, sinema emektarı Seyfettin Karadayı ile. Bu fırsatı kaçırır mıyım? Hemen söyleşi yaptım. Gelin; o, bu dünyaya veda etmeden, daha yakından tanıyalım kendisini. Tüm samimiyetiyle işte Seyfettin Karadayı.”

- Nasıl düştü içinize sinema sevdası?

Tesadüf eseri. Işık Toraman, Metin Film’in sahibidir. İflas etmek üzereydi, “Bize yardım et, prodüksiyonu yaparsın” dediler ben de “İyi” dedim. “Bir film çekilecek Isparta’da, o filmin abisisin” dediler. O zamana kadar da hiçbir film şirketi gitmemiş Isparta’ya. Ben de dağ komandoluğu yapmıştım orada. Aldım bunları Isparta’ya götürdüm, üç tane film çektik. Filmin birisinde keşiş rolü var. Bir oyuncu arkadaş, bu rolü oynamak üzere İstanbul’dan gelecekti fakat gelemedi. “Gel sen oyna” dediler, ben o zamana kadar hiç oynamamıştım. Ekip ısrar edince “Peki” dedim. Film bitince, “Sen bize yalan söylüyorsun, daha önce oyunculuk yapmışsın” dediler. “Yok yahu ilk defa oynuyorum, siz ne söylüyorsanız ben onu yapıyorum” dedim. Sonra yavaş yavaş işin içine girdik ve böylelikle beni çağırmaya başladılar setlere.

– Kaç yaşında bu işlere girdiniz?

46 yaşında.

- Peki sinemadan önce ne yapıyordunuz?

Emekli albaydım.

IMG_1068

- Kaç filmde oynadınız, sayısını biliyor musunuz?

750’den fazla.

- En verim aldığınız yönetmen hangisi oldu?

Şerif Gönen’in filmlerinde hep kötü rollerde oynadım. İz bırakan kötü roller oynattı bana. “Şerif” dedim “Neden bana kötü roller veriyorsun?” “Yüzün çok temiz, o yüzden sana kötü roller veriyorum ki halk reaksiyon göstersin. Senin iyi rollerde oynamana halk alışmış, seni kötü rollerde görünce tuhaflarına gidiyor ve böylece daha akılda kalıcı oluyor” dedi. Şerif Gönen usta beni hangi filmde oynattıysa kötü adam rolünde oynatmıştır. Türk sinemasında o dönem, hem kötüyü hem iyiyi oynayan yegâne insan benimdir.

- Oyunculuğa 46 yaşında tesadüfen başlamış birisi için, ikisini birden oynayabilmek zor olsa gerek?

Ben aldığım rolü sanki oymuşum gibi içten oynarım. Çok zorlanmadım.

- Size verilen rollerden memnun muydunuz, yoksa başrollerde aklınızın kaldığı oldu mu?

Başrollerin sahibi bellidir ve başkasına vermezler. Jön olmak isterdim tabii, başrollerin hepsinde aklım kalmıştır ama oynama imkânı olmadı.

- Hiç çok oynamak isteyip de oynayamadığınız bir rol oldu mu?

Ne verirlerse onu oynarım.

- Peki, içinde olmayı çok isteyip de olamadığınız bir proje oldu mu?

Mahsun Kırmızıgül’ün “Beyaz Melek” filminde hep yaşlı oyuncular vardı. Ben de çok isterdim o filmde oynamak. Beni kimse arayıp çağırmadı çünkü beni tanımıyorlar. Eskiden afişlere ismimi yazdırmazdım. Afişte ismimiz olunca vergi ödemek zorunda kalıyorduk. Ee ben o filmlerden para almıyordum ki! Bu yüzden de ismimi pek bilmezler.

- Yeşilçam’ın en güzel kadını kimdir sizce?

Türkân Şoray.

- Yeni nesil oyuncularla aynı ortamda bulunduğunuzda gereken saygıyı görüyor musunuz?

Ayrı Dünyalar’da bakkalı, Elveda Derken’de manavı oynuyordum; çok da güzel rollerdi. Ama maalesef gereken saygıyı görmüyordum. Bırakın saygı görmeyi neredeyse dışlanıyoruz. Ama bizim zamanımızda sinemada öyle değildi. Küçük büyüğüne karşı her zaman hürmetkâr olmak durumundadır. Yeni nesil oyuncularla aynı ortamdayken saygı görmüyorum.

– Sizin zamanınızda setlerde hiyerarşi var mıydı?

Eskiden Tükân Şoray olsun Fatma Girik olsun aklına gelen bütün aktrisler ve aktörler artık o çekilen filmde kimler oynuyorsa, sabah yedi buçukta minibüs kalkacak denildiği zaman o saatte minibüsün içinde olurlardı. Başrol, yan rol bütün oyuncular aynı minibüse binerdik. Işıkçısı, sesçisi, rejisörü… Hep beraber.

– Başrole ayrı, yan role ayrı muamele yapılır mıydı?

Bizim zamanımızda sinema bir aileydi. Aynı yerde yemek yer, aynı yerde oturur, aynı araca binerdik. Aynı yerde ısınır, aynı yerde üşürdük.

– O zaman arka planda kalmanın sıkıntısını yaşamadınız?

Asla.

– Bize unutamadığınız bir anınızı anlatır mısınız? İçinde Yeşilçam olsun.

Yakın zamanda olanı anlatmak isterim size. Datça’da kısa film festivali var bilirsiniz. O festivale ben davet edilmiyorum. İki sene evvelki festivalde, Amfi Tiyatro’daki etkinliğe gittim ve halkın arasına oturdum. Beni görmediler. Fatma Girik beni görmüş. “Yakışıklı ne arıyor orada?” demiş. Yanıma sekreterini gönderdi. “Ben davet edilmediğim için o sebepten burada oturuyorum” dedim. Aradan biraz zaman geçti bir baktım Fatma Hanım kameralarla bana doğru geliyor. Kime geliyorlar bunlar derken yanımda bittiler. “Niye sen buradasın?” dedi. “Fatma Hanım davet edilmedim ki” dedim. Beni kolumdan tuttu, protokolde kendi yanına oturttu. Onu hayatım boyunca unutamayacağım.

- Ben bu anı hatırlıyorum Seyfettin Bey, oradaydım. Çok duygulanmıştım. Siz neler hissettiniz kim bilir?

Neredeyse ağlıyordum. Ağlamamak için kendimi çok kastım. 22 senedir geliyorum ben buraya ve Datça’yı çok seviyorum. Herkese de Datça’yı anlatırım 22 senedir. Datça’yı kimse bilmezdi. Ben “Datça” dediğimde, “Orası da neresi?” derlerdi. Niçin beni çağırmadıklarını bilmiyorum.

- Datça’yı sevmenizin nedeni nedir?

22 sene evvel, yeğenim burada oturuyordu onu ziyarete geldim. Bir de baktım cennet gibi bir yer. Buraya gelince insan aşık oluyor.

- Datça biraz değişti. Sizce eski haliyle mi daha güzeldi?

Datça eskiden cennetin kendisiydi. Şimdi onu bozduk. Dünyada eşi yok buranın. Zeytin ağaçlarını kesip, her yere bina diksek de bu haliyle de güzel.

- Datça deyince aklınıza gelen ilk şey ne oluyor?

Ben iki şey söyleyeyim: Güneş ve deniz.

IMG_1070_4

-Datça Sinema ve Kültür Festivali’nden bir anınızı anlattınız. Peki bu festivale dair söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Kırgınım.

- Sayısız filmde oynamışsınız. Oyunculuk ve sinema üzerine cümleler kurmak size yakışır. Siz cümleler kurun ki, yeni nesil bunları okusun. Oyunculuk ve sinema dersem bana ne dersiniz?

Onur kırıcı davranmasınlar. Gençle genç, yaşlıyla yaşlı olsunlar. İçinizde sevgi yoksa bu işi yapamazsınız. İşinizi sevin. Çok büyük fedakârlıklarla çekildi bizim zamanımızdaki filmler. İmkânlarımız oldukça kısıtlıydı çünkü. Birçok filmde, arkadaşımın ricası üzerine oynamış ve karşılığında para almamışımdır. Cebimde para olmamasına rağmen, gider yardım olsun diye oynardım. Oyunculuk ve sinema derseniz, size bunları söylerim.

- En sevdiğiniz filminiz hangisi?

Kemal Sunal ile çevirdiğim Garip filmi.

- Neden?

Birlikte oynadığımız küçük çocuk bizi döverek oynattı da ondan. Rolünü çok iyi oynadı, hepimiz tesiri altında kaldık.

- Kimdi o çocuk, nasıl seçilmişti o role?

Ece Alton, Memduh Ün Bey’in ahbabının kızıydı.

- Kemal Sunal ile aynı filmde oynamak nasıl bir duygu? Hiç anınız var mı?

Kemal Sunal, Allah rahmet eylesin, çok efendi bir adamdı. Üzerine nur yağsın. Hiç kimseye zararı olmayan, kendi halinde, bambaşka bir insandı. Kimseyi ne rencide eder, ne kırar. Şakası bile başkadır. Kimselere benzemeyen bambaşka bir insandı o. Onunla 12 tane filmim var, iyi ki var. Şimdi böyle insanlar pek kalmadı.

- Sinemanın en yaşlı oyuncusu sizsiniz değil mi?

89 yaşındayım ben ve evet Memduh Ün Bey hariç en yaşlısı benim. Allah Memduh Ün’e de sağlık versin. Onu da çok severim.

- Son olarak buradan okuyucularımıza söylemek istediğiniz şeyler var mı sinemaya ya da hayata dair?

Artık veda etmek üzereyim… Bir filmde oynamak çok isterim, son kez.

Söyleşimiz, Taraf gazetesinde: http://www.taraf.com.tr/haber/750-filmden-sonra-bir-de-son-film.htm